casino siteleri slot siteleri istanbul escort bitez escort
akçakocaakçakoca haberakçakoca gazetesihaber akçakocaakçakoca son dakika
DOLAR
18,6380
EURO
19,3109
ALTIN
1.054,53
BIST
4.963,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Düzce
Az Bulutlu
18°C
Düzce
18°C
Az Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
12°C
Cumartesi Az Bulutlu
13°C
Pazar Çok Bulutlu
13°C

BÜYÜK TOPRAK SAHİPLERİ VE FEODAL DÜZEN! Ben Olsaydım – I

18.10.2021 12:20
0
A+
A-

Feodalite (derebeylik), yönetimin toprak üretimine dayalı olduğu ekonomik, dini ve siyasal sisteme verilen isimdir. Orta Çağ Avrupa’sında görülen feodalite, insanlar arası eşitsizlik temeline dayanmaktaydı. Bu yönetim biçimi 18. yy da dünyada zayıflamaya başlamıştır. Bizde ise farklı adlar altında da olsa günümüze kadar süregelmiştir.

Bir rivayete göre, ağaya sormuşlar “ağalığın ne kadar sürecek” diye.

Bu sorunun cevabını vermeden önce, birkaç tarihsel gelişmeye göz atmamız gerekiyor…

reklam

Osmanlı Devleti döneminde toprak devlete aitti. Tımar sistemiyle ile köylü, kazancından arazinin tasarrufuyla sorumlu bulunan askerlere ücret öderdi. Tımar sistemi “büyük toprak sahipleri ve feodal düzenin” oluşmasına da büyük engeldi.

reklam

Ne olduysa zaten bundan sonra olmaya başlamış!

1839 Tanzimat’ın ilanı ile tımar sistemi kaldırılmış, arazinin mülk haline geçişi kolaylaşmıştır. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren “nüfuzlu kişiler” toprakları özel mülk haline getirmişlerdir.

Ayrıca, 1856 yılında Islahat Fermanı ile yabancılara taşınmaz edinme hakkı verilmiş ve 1868’de Tebaayı Ecnebiye’nin Emlake Mutasarrıf Olmaları Hakkındaki Kanun ile de yabancı kişilerin mülk edinebilmelerinin yolu açılmıştır.

Böylelikle, Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyete geçişte halkın topraksız kalışı, çözülmesi gereken büyük bir sorun haline gelmiştir.

1913 yılında yapılan tarım istatistiklerine bakıldığında, ailelerin %5 gibi çok az bir kısmını oluşturan “derebeyi ve toprak ağaları” toplam tarım arazilerinin %65’ine sahiplermiş.

Mustafa Kemal Atatürk,  1922 yılında yapmış olduğu bir konuşmasında bu konudaki görüşlerini şöyle ifade ediyor:  “Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasının neticeleri ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ruhudur.  Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini arttıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fenni aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azami derecede faydalanmasını temin edecek iktisadi tedbirlerin alınmasına çalışmak lazımdır.’’

1923’de İzmir’de düzenlenen İktisat Kongresinde, Çiftçi kesimi ile alakalı olarak; aşarın kaldırılması, tarımda makineleşme, çiftçinin eğitilmesi ve çiftçiye kredi verilmesi gibi tedbirler alınması kararlaştırılmıştır.

1932 yılından itibaren tahıl fiyatları desteklenmeye başlanmış,  Buğday Koruma Kanunu çıkarılmış ve bununla ilgili Toprak Mahsulleri Ofisi kurulmuştur.

Bu gelişmelerden sonra tarımda üretim rakamları yükselmeye başlamış, tahıl, baklagiller, şeker pancarı, patates gibi ürünlerde verim artmış, tarımın milli gelirdeki ve ihracattaki payı oldukça yükselmiştir.

Ancak büyük bir çoğunluğu çiftçi olan nüfusunun toprağı yoktu. Üstelik çiftçinin çoğu kötü şartlar altında başkalarının yanında çalışmak zorundaydı.

Özellikle 1934 yıllından itibaren bu sorun ile mücadele edilmiştir.

TBMM’de kabul edilen İskân  Kanunu  10. maddesi ile “Kanun aşirete hükmi  şahsiyet  tanımaz.  Bu hususta herhangi bir hüküm,  vesika ve ilama müstenit de olsa tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği ve bunların herhangi bir vesikaya veya görgü ve göreneğe müstenit her türlü teşkilât ve taazzuvları (organları) kaldırılmıştır…” hükmü getirilmiştir.Mustafa Kemal Atatürk, 1937 yılında yapmış olduğu konuşmasında da bu konuyla ilgili ‘‘Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır’’  diyerek çalışmaları bu yönde yapmaya teşvik etmiştir.

Kim bilir, belki de GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’e olan bütün husumet, bu sebepten dolayı oluşmuştur.

Düşünsenize Ata’mızın ömrü, bu sorunu çözüme kavuşturmaya yetseydi neler olurdu?

Bir kere, büyük toprak sahibi milletvekillerin kurduğu Demokrat parti tek başına iktidar olamazdı. Köylü toprak ağalarının karşısında ezilmez, milletin efendisi olmaya devam ederdi.

Ben toprak ağası olsaydım, her ne olursa olsun toprak ve tarım reformu yapanların karşısında, benim istediğimi verenlerin yanında dururdum. Toprağımda çalışan köylünün gelişmesini, kalkınmasını istemez cahil ve fakir kalmaları için elimden geleni yapardım!

Atatürk’ün vefatı ile ülkenin ve günün koşulları neticesinde toprak ve tarım reformlarında istenilen seviyeye ulaşılamamıştır.

Bana göre, bunda ki en büyük sebep ise büyük toprak/sermaye sahiplerinin güçlerini kaybetmemek için siyasete müdahale etmeleri ve bu toprak/sermaye sahiplerine eşşeklik eden baldırı çıplakların her daim var olmasıdır.

Sorumuzun cevabına gelecek olursak, bu eşşeklik bitmeden, ağaların saltanatı sürer gider…

Mevzuya “Ben olsaydım –II” ve diğer başlık arası konularla ile devam edeceğim inşallah.

Saygılar, sevgiler…

 

Yazarın Diğer Yazıları
reklam